Türkçe Русский

Hoş geldiniz, Ziyaretçi! [ Üye Ol | Giriş Yaprss

Kemer – Tarih

Gönderildi 15 Haziran 2011 Tarafından admin içinde Blog | Henüz Yorum Yok

Likya Medeniyeti

1980’Antalya körfezi´nin kuzey ucundan Fethiye ilçesine kadar uzanan yarım ada M.Ö 600´lerde kurulduğu tahmin edilen eski LİKYA uygarlığının yer aldığı tarihi bölgeyi kapsar.Tarihsel gelişimi hakkında az sayıda bulguya sahip olunan bölge çok sayıda farklı medeniyete ev sahipliği yapmıştır.

Likyalılar M.Ö. 1200 – 1300 civarında Mısır’a kadar ulaşmışlar, hatta Kadeş
Savaşı’nda (M.Ö.1295) Hititler ile Mısır’a karşı birlik olmuşlardı.
Hititlerin M.Ö. 12 asırda yok olmasını takiben Anadolu’da Frigler hüküm
sürmeye başladı ve Likya bölgesine kadar da ilerlediler. Frigler’in
çöküşünden sonra Batı Anadolu’ya Lidyalılar hâkim oldu. Lidyalılar hiçbir
zaman Likya üzerinde tam anlamıyla hüküm süremedi. Perslerin Lidyalıları
yenilgiye uğrattı. Likyalıların Perslere karşı mücadelesi Ksantosluların
toplu intiharına dek devam etti. Likyalıların Perslere karşı ayaklanması
Perslerin Karia satrabı Mausolos tarafından bastırıldıysa da, Likya halkı
daha sonra satraba karşı Limyra kralı Perikles önderliğinde tekrar
ayaklanmıştır.

Persler tam anlamıyla Likya üzerinde hüküm sürememiştir. Perslerin Büyük
İskender’e yenilmesiyle Anadolu’daki Pers egemenliği sona ermiştir.
İskender’in ölümünden sonra, M.Ö.324, Likya İskender’in komutanlarından
Antigonos’un kontrolüne geçmiştir. Kısa bir süre sonra, M.Ö. 310’da Mısır
kralı Ptolemius Likya üzerinde kontrol sağlamıştır. Bu dönemde Likya dilinin
yerine Yunanca kullanılmaya başlanmış, Perikles ve diğer Likya
hanedanlarının hükmü ortadan kalkmıştır. M.Ö.197’de Suriye kralı III.
Antiochos Likya ülkesine hâkim olmuş ve M.Ö. 190’daki Magnesia Savaşı’nda
Roma’ya yenilmesine kadar hâkimiyeti sürmüştür.

Roma egemenliğinde Likya Rodos kontrolüne verilmiştir. Ama Likyalılar Rodos kontrolüne karşı M.Ö.167’ye kadar 3 kez ayaklanmıştır. Roma ve Rodos ilişkilerinin zayıflaması sonucunda bu dönem sona ermiş ve Likya sadece Roma İmparatorluğu’na bağlı hale gelmiştir. Roma yönetimi altında otonom biryapıya sahip olan Likya şehirlerinin bu özgür yapısı ünlü Likya
Federasyonu’nun kurulamasına neden olmuştur. Bu federasyon üye şehirlerine dair tüm meselelerle ilgilenmek üzere kurulmuş bir meclise sahipti. Her şehir büyülüğüne göre 1 ila 3 arası oy hakkına sahipti. Bu federasyon tarihteki ilk federe devlet yapılarına örnektir.

M.Ö. 88’de Pontus kralı Mitrades Anadolu’nun güneyine seferler düzenler.
Mitrades’in ölümüyle sonuçlanan Roma-Pontus savaşında Likyalılar Roma’ya
destek verir. Likyalıların Roma’ya olan bağlılıkları Likya ülkesinin kuzeye
doğru genişletilmesi ile ödüllendirilir.

Roma’daki iç savaş döneminde Likya Sezar’ın tarafında yer almaktadır.
Sezar’ın ölümünden sonra Kassius ve Brütüs para ve asker toplamak amacıyla
Likya’ya sefer düzenlerler. Likyalılar onlara karşı direnişi, M.Ö. 42
yılında Ksantos’un kuşatılmasına ve Ksantosluların tarihteki 2. toplu
intiharı ile sonuçlanır.

Antoninius’un Brütüs’ü yenilgiye uğrattıktan sonra Likya’ya özgürlüğünü geri
verir. Likya artık Küçük Asya’da doğrudan Roma hâkimiyeti altında olmayan
tek bölgedir. İmparatorluk Roma’sı döneminde Likya her açıdan toparlamış ve
gelişmiştir.

Likya M.S. 141 ve 240’ta iki kere deprem sebebiyle yerle bir olmuştur. 2.
Deprem zamanında Likya’nın sınırları Kaunos’u da içine alacak şekilde kuzey
batıya doğru genişlemiştir. Paganizm ve Hıristiyanlığın mücadele içinde
olduğu dönemde, Myra bölgenin en büyük şehir haline gelmiştir. Likya
şehirlerinin varoluşu Bizans döneminde de sürmüş ama M.S. 8. Yüzyılda
başlayan Arap akınlarından sonra bu şehirler birer birer yok olmuşlardır.

İlçe – Manavgat

Gönderildi 15 Haziran 2011 Tarafından admin içinde Blog | Henüz Yorum Yok

Manavgat İlçesinin kuruluş tarihi ile ilgili olarak kesin bir tarih
verilmese de sınırları içerisinde bulunan Side (Selimiye Köyü) ve Selge
(Altınkaya Köyü) antik kentlerinin M.Ö.6.yy’da kuruldukları sanılmaktadır.
Manavgat 1220 yılında Selçuklu, 1472 yılında da Osmanlı İmparatorluğu’nun idaresine geçmiştir. 1914 yılında ilçe olmuş, Taşağıl ve Beşkonak Nahiyeleri kurularak ilçeye bağlanmıştır.

Sahil şeridi plajları ve eşsiz kumsallarla kaplıdır. Denizden iç bölgelere gidildikçe ekilebilen düz ovaların yanında engebeli bir arazi yapısı gözlenir. Toros Dağları arasında gizlenen Eynif ovası ünlüdür. Toros Dağları üzerinde Yörüklerin konakladığı eşsiz yaylalar vardır. İlçenin Doğuda sınırını oluşturan Alara Çayı, Karpuz Çayı ve İlçe Merkezinden Manavgat Nehri ile üzerindeki Manavgat Şelalesi ülkemizde olduğu kadar Dünyaca da ünlüdür. İlçe merkezine 60 km.uzaklıkta bulunan ve Köprü ırmağını da içine alan ve milli parka adını veren “Köprülü Kanyon” çok ünlüdür.

Manavgat, arkeolojik eserler açısından çok zengindir. Side antik
kenti, bir benzeri bulunmayan Antik Tiyatrosu, Hamamı, Antik Su Yollarıyla,
Seleukeia antik kenti, Sırt Köyü sınırlarında bulunan antik yerleşim bölgesi
ilginç kalıntı ve kaya mezarlarıyla, şimdiki adı Altınkaya Köyü olan Selge
antik kenti, yıkılmış haldeki tiyatrosu, kral yoluyla ve diğer
kalıntılarıyla çok önemlidir. İlçenin turizm bölgelerinin başında Side
gelmektedir. Bununla birlikte; Titreyengöl, Çolaklı, Kızılağaç ve Kumköy
önemli turizm bölgeleridir. Köprülü Kanyon Milli Parkı içindeki Köprü
Irmağında rafting, jeep safari, ören yerleri gezileri, su sporları, halk
pazarlarını gezme, kültürel ve sanatsal faaliyetler (Manavgat Kültür ve
Turizm Festivali) bunlardan bazılarıdır.

Manavgat, Antalya’ya 75 km. uzaklıktadır. Doğusunda Alanya, Gündoğmuş,
Akseki ilçeleriyle, Kuzeyde; İbradı ilçesi ile Isparta ili Sütçüler ilçesi,
Batıda Serik ilçesiyle, Güneyde ise Akdeniz ile çevrilidir. 62 km.’lik sahil
şeridine sahiptir. İlçenin merkez belediyesi dışında; Taşağıl, Side,
Çolaklı, Ilıca, Evrenseki, Gündoğdu, Sarılar, Kızılot ve Oymapınar Beldeleri
ve Belediyeleri bulunmaktadır. İlçeye bağlı 76 köyü mevcuttur.

Side – Manavgat Tarih

Gönderildi 15 Haziran 2011 Tarafından admin içinde Blog | Henüz Yorum Yok

Pamfilya

Pamfilya; batı ve kuzeyde Toroslar, doğuda Alanya, güneyde ise Akdeniz ile
çevrili bölgeyi içine alır. Bölgenin jeopolitik konumu ve çeşitli ırmaklar
(doğudan batıya doğru, Katarraktes- Düdensu, Kestros- Aksu, Evrimedon-
Köprüçay, Melas- Manavgat çayı) tarafından sulanan verimli
toprakları nedeniyle ilk çağlardan beri sürekli iskan görmüştür. Nitekim
Antalya’nın kuzeyinde Karain, batısında Beldibi ve Belbaşı mağaralarında
yapılan kazılarda Orta ve Üst Paleolitik’ e ait insan elinden çıkmış
eserlerle birlikte Neolitik ve Kalkolitik dönemlere ait eserler tespit
edilmiştir. Kalkolitik ve Bronz Çağlarına ait buluntular Perge Akropolü’nde
ele geçmiştir. Orta Anadolu’da bir devlet kurmuş olan Hititler’in döneminde
Pamfilya’nın nasıl bir ad taşıdığı Hitit tarihinde nasıl bir rol oynadığı
bilinmemektedir. Fakat Hititler zamanında Anadolu’da konuşulan “Luvice”nin
Pamfilya’da da, konuşulduğu bazı kalıntılardan anlaşılmaktadır.

Pamfilya’nın kıyı bölgelerinin M.Ö. 14. 13. yy’larda Doğu Akdeniz’e yayılan
Aka’lar tarafından iskan edildiği savunulur. Yunan mitoslarına bakılırsa 12.
yy.’da kavimler göçü sonunda Yunan kafileleri Antalya bölgesini istila eder
ve bölgeye “Tüm Kavimler Ülkesi” anlamına gelen “Pamfilya” adını verirler.
Bölge bir zamanlar Mopsopia adını taşır ya da Mopsos’un kızı Pamfilya veya
kız kardeşi Pamfile onuruna Pamfilya adını alır. Dil bilimcileri ve
arkeologlar, Pamfilya sözcüğü “Hellenleştirilmeye çalışılan kentleri gibi,
yerli bir Anadolu adından Hellenceye uyarlanmış bir isim olmalıdır” der.
Aynı Mısır ve Hitit metinlerinde Lukka’ anın (ışık ülkesi) Lykia adını
alması gibi.

Bölgede bulunan sikkeler ve yazıtlar Grek lehçesi hakkında bilgi
vermektedir. Bu Lehçe Güney Yunanistan’da Arkadya’da ve Kıbrıs’ta konuşulan lehçeyle benzerlik göstermektedir. M.Ö. 8. – 7.
yy. ‘larda iskan yerleri şehir devletleri ya da toplum devletleri oluşmaya
başlamış fakat birbirleriyle siyasi ve ekonomik rekabete girmişler
dolayısıyla da hiçbir zaman bir federasyon ya da başlı başına bir devlet
olamamışlardır.

Eski Anadolu adları taşıyan Pamfilya’nın kentleri batıdan doğuya doğru:
Attaleia (Antalya), Perge (Aksu Nahiyesi), Silyon (Asarköy ya da Yanköy
Hisarı), Aspendos (Belkıs) ve Side (Eski Antalya) Lyrbe (Seleukeia) dır.

Belek Tarih

Gönderildi 15 Haziran 2011 Tarafından admin içinde Blog | Henüz Yorum Yok

Serik

M.S. II yüzyılda Bergama Krallığına bağlı olarak Köprüçay ile Aksu nehri
arasında bulunan Serik’in sınırları içinde ilkçağdan kalma iki şehir olan
Aspendos (Belkıs) ile Silyon (Yanköy Hisarı) bulunmaktadır. Anadolu Selçuklu
Devleti 1207 yılında Antalya, 1221 yılında Alanya Şehrini alınca doğal
olarak iki şehir arasında kalan Serik Bölgesi Türklerin eline geçti. XIV.
yüzyılın başlarında Anadolu Selçuklu Devleti dağılınca Antalya İli ile
beraber Karahisar-Tekkeoğullan’nın egemenliği altına girdi. 1817 yıllarında
yerleşim çok aralıklı olması nedeniyle İlçe önceleri “SEYREK” diye anılmış,
1890 yıllarına doğru “SERİK” olarak adlandırılmıştır. 1980 yılında bugünkü
ilçe merkezinde KÖKEZ adı altında bucak merkezi olmuş, 1926 yılında da SERİK
adıyla ilçe olmuştur. İlçe Merkezi, 1Bucak, 8 Belde ve 52 Köy’den ibarettir.
İlçe, Antalya’ya 38 km., Manavgat ilçesine 40 km.uzaklıktadır. Hava ve deniz
ulaşımı yoktur.

Serik’teki turistik yerlerin başında sahil kesimindeki Belek Beldesi
gelmektedir. Bu belde son dönemlerde gerek ülke genelinde gerekse dünya
çapında turizm açısından sayılı yerlerdendir. 22 km.’lik sahil şeridine
sahip olan Serik’in Belek beldesi, lüks otel ve tatil köyleriyle başlı
başına bir turizm beldesi haline geldi. Tatil olanaklarının yanı sıra, golf,
futbol ve kongre turizminde de Türkiye’nin önde gelen yerlerinden biri oldu.
5 adet golf sahası, 1 adet sağlık merkezi, 1 adet kongre merkezi ve turizm
kompleksi ile ülkemizde belki de dünyada eşine ender rastlanan yeni bir
turizm merkezidir. Mevcut tesisleriyle Belek, konukların güvenli, konforlu
bir ortamda tatil yapmalarına imkan sağlamak amacıyla açık ve kapalı yüzme
havuzları, disko, sauna, klima, uydu yayın sistemleri, restoran, bar, tenis
kortları su sporları gibi üniteler ile önemli bir turizm merkezidir.
Serik sınırları içinde yer alan Yerlitaş mağarası, Aspendos ve Sillyon antik
kentleri, ilçe turizmi açısından büyük öneme sahiptir.

Alanya Tarih – Coracesion’dan Alanya’ya

Gönderildi 15 Haziran 2011 Tarafından admin içinde Blog | Henüz Yorum Yok

Tarih içerisinde “Coracesium – Calonaros – Alaiye- Alanya” isimlerini alarak
günümüze gelen tarihsel zenginlik ve doğal güzelliklerle bezeli tam bir
turizm cenneti olan Alanya’nın ilk iskanı ile ilgili kesin bir bilgi
bulunmamaktadır. ilçe merkezinin kuzeydoğu istikametine düşen Bademağacı
Köyü ile Aba Köyü arasında bir sınır teşkil eden Kadıini Mağarası’nda 1957
yılında bulunan insan iskelet ve fosilleri bunları kanıtlamaktadır. Bu kadar
zengin bir tarihe sahip olan Alanya bazen Pamphylia bazen de Klikia
topraklarından sayılmıştır. Tarihçi Heredotos bölgede yaşayan çeşitli
kavimlerin Truva Savaşı sonrasında (M.Ö. 1820) buraya gelip yerleşenlere ev
sahipliği yaptıklarını yazmaktadır. Hititlerin bölgeye gelerek M.Ö. XIV.
yüzyılın ilk yarısında altı bin kadar insanı öldürüp Klikia ve Pamphylia’yı
kendilerine bağladıkları bilinmektedir. Pamphylia “Çok ırklı, çok cinsli”
anlamına gelen bir sözcüktür. Bu toprakların verimliliği yöreden geçenlerin
dikkatini çekerek çoğunu bu bölgede alıkoymuştur.

M.Ö.224-188 yılları arasında Roma imparatoru Büyük Antiochus III tarafından
bütün Klikia’nın istila edilmesine rağmen Coracesium M.Ö.197 yılında
saldırılara karşı koymuştur. Kuşatılması ve alınmasının zorluğu nedeni ile
istiklalini muhafaza eder. Coracesium, Diodotos Tryphon adlı bir korsan
reisinin elinde çevresinde korku saçan, hatta Suriye Krallığına kafa tutan
bir yer haline gelir. Bu korsan reisi kendisini daha da kuvvetlendirmek için
bugün Arap Evliyasının bulunduğu yerden Ehmedek’e (Ahmedek) kadar olan kısma
harçsız iri taşlarla kalın bir duvar çekmiştir. Şimdiki Kızlar Yarığı veya
Korsanlar Mağarası denilen bu mağarayı soygun deposu olarak
kullanmışlardır. O devirlerde güçlü bir devlet olan Roma imparatorluğunun
kıyı şeridine kadar sızmışlar, fidye alıp haraca bağlayacak kadar ileri
gitmişlerdir. Bu nedenle kimsenin denize açılamaması Roma şehirlerini
yiyecek açısından büyük sıkıntıya düşürmüştür. Halkın bu sıkıntıdan biran
önce kurtarılması düşüncesi ile MÖ.193 yılında Antiochus III tarafından
açılan bir savaş sırasında bu korsan reisi yok edilir.

Zamanla tekrar güçlenen korsanlar Akdeniz’de tekrar korku saçmaya başlayınca
kesin bir sonuç almak isteyen Roma imparatorluğu geniş yetkiler ile
Antonius’u görevlendirir (MÖ 103). Antonius döneminde Roma imparatorluğunun
sınırlarının genişlemesine rağmen eski güçlerine ulaşmaya çalışan korsanlar
da Akdeniz kıyı şeridindeki birçok şehir ve kasabayı yağma ederler, hatta
kendilerini imha etmekle görevlendirilen Antonius’un kızını da kaçırırlar.
Soygunların sona erdirilmesi gerektiğine inanan Roma imparatorluğu bu kez
ordunun güçlü komutanlarından Pompeus’u görevlendirir. Kara ve denizden
yaptığı acımasız saldırılarla (MÖ 67) yılında Pompeus yıllarca Akdeniz’de
korku saçan korsanları bir daha güçle¬nemeyecekleri bir şekilde ortadan
kaldırır .

Bu yörelere tam anlamıyla sahip olan Roma imparatorluğu, Cesar’ın ölümünden
sonra Klikia yöresini Antonius’un yönetimine bırakır. Rakibi olan Octavius,
Antonius’a savaş ilan eder. Yunanistan’da bulunan Antonius ve Kleopatra’nın
ordularını burada yenerek bölgeyi ele geçirir. Antonius ve Kleopatra
dönemlerinde gemi yapımında kullanılan ağaçlar bu bölgeden temin edilmiştir.

Alanya’da imparator Traianus döneminde para basılmıştır.
Orta çağda Coracesium’un kalıntılarından yararlanılarak burada Calanoros
Kalesi yapılmıştır. Romalılardan sonra Bizanslıların eline geçen Alanya o
dönemde Calanoras adını alır. Pamphylia ve Klikia bölgeleriyle beraber
bölgeye Hristiyanlığın gelmesinden sonra kilise Kalenin içindeki yerini
almıştır. Stratejik önemi kalmayan bu bölgenin dini önemi artınca
Piskoposluk merkezi ilan edilir.

İslam Devletlerinin Roma şehirlerine karşı yaptığı akınlar sırasında
Calanoras kalesinin alınmasının zorluğu sebebiyle bağımsızlığını muhafaza
eder. Selçuklular; Klikia’yı (Antalya) aldıktan sonra; Akdeniz
hakimiyetinin ancak Calanoras’un da ele geçirilmesiyle mümkün olacağını
düşünerek, alınması oldukça zor olan bu kaleyi de topraklarına katmak için
harekete geçerler. Antalya’nın idaresi için görevlendirilen Ertokuş Bey
saldırı planı hazırlayarak kaleyi kuşatır. Kalenin iki ay kadar saldırılara
karşı koymasından sonra, harp yapacak güçleri kalmadığını anlayan kale
komutanı Kir-Fart yakınlarıyla birlikte teslim olur. 1221 yılında kendi
eliyle kale kapılarını sonuna kadar açarak Sultan’ı karşılar.

Sultan Alaaddin Keykubat’ın şehri ele geçirmesinden sonra kente Alaiye adı
verilir. Ordu Antalya’ya doğru yol alırken Alara Kalesi önlerine gelen
Sultan bu kalenin de Selçuklu topraklarına katılmasını emreder. Alaaddin
Keykubat’ın başlattığı yapılaşma kenti öylesine güzel bir hale getirir ki
Alaiye, Selçuklu Sultanları tarafından kışlık Başkent olarak kullanılmaya
başlanır. Tersane ve tersanenin bekçisi Kızılkule bu dönemde inşaa
ettirilir. Selçuklulara uzun yıllar Sancaklık yapmış olan Alaiye XIIl.yy.
ortalarında Selçukluların zayıflamasından sonra aynı sülaleden gelen
Karamanoğullarının eline geçer. Daha sonra 1293-1471 yılları arasında
Memluklulara bağlı Alaiye Beyleri tarafından yönetilir.Alaiye’nin Osmanlılar
tarafından alınması Fatih Sultan Mehmet devrinde gerçekleşmiştir. Fatih
zamanında Alaiye Karamanoğlu Lüttü Beyoğlu Kılıç Arslan Bey’in elindedir.
Fatih’in emri üzerine Rum Mehmet adında bir kumandan Fetih ile
görevlendirilir. Fakat bu komutan başarılı olamaz. Bu kez görev Gedik Ahmet
Paşa’ya verilir. Gedik Ahmet Paşa 1471 yılında fazla zorlanmadan Kılıç
Arslan Bey’i ikna yolu ile Alaiye’yi Osmanlı topraklarına dahil eder. Bu
dönemden sonra Alaiye kalesi içinde ve çevresinde Osmanlıların imar
çalışmaları başlar. 1571 yılında Tarsus ile birlikte Kıbrıs eyaletine
bağlanan Alanya, 1864 yılında Konya eyaletinin bir sancağı olmuştur. 1868
yılında Antalya’ya bağlanmış daha sonra da 1871 yılında da bu ilin bir
ilçesi olmuştur. 1221 yılından bugüne gelişen ve hep bir Türk Kenti olarak
kalan Alaiye, Türk Kültürünün izleriyle zenginleşmiştir.

Şehrin Alaiye olan ismi en az 200 yıldan bu yana halk arasında Alanya olarak
telaffuz edildiği ve o devirlere ilişkin bir çok mezar taşı ve kitabede
Alanya isminin geçtiği bilinmekle birlikte Alanya isminin resmi olarak kabul
edilişi ulu önder Atatürk’ün 1933 yılında Gülcemal Gemisiyle çıktığı Akdeniz
gezisi sırasında Alaiye’den çekilen bir telgrafta Alanya olarak yazılması
ile başlamış ve tarihte Coracesion’dan Alanya’ya uzanan bir sayfa
tamamlanmıştır.

Doyumsuz Güzelliklere Yolculuk

Gönderildi 15 Haziran 2011 Tarafından admin içinde Blog | Henüz Yorum Yok

Antalya adını kurucusu, Bergama Kralı II. Attalos’dan alır. Attalos’a atfen
Attalia adını alan kente Türkler önce Adalya daha sonra da Antalya adını
verirler.

Yapılan arkeolojik kazılarla Antalya ve bölgesinde günümüzde 40 bin yıl önceinsanların yaşadığı kanıtlanmıştır. Antalya’nın 27 km. kuzeybatısında,Yağcılar sınırları içindeki Karain Mağarasında bulunan kalıntılarPaleolitik, Mezolitik, Neolitik ve bronz çağlarına aittir.

M.Ö. 2000 yılından bu yana bölge, sırası ile Hitit, Pamphylia, Lykia,
Kilikya gibi kent devletleri, Pers, İskender, Antigonos, Ptolemais, Selevko,
Bergama Krallığı egemenliklerini tanımıştır. M.S. 7. yüzyıldan sonra bölge
Selçuklular ile Bizanslılar arasında sık sık el değiştirmiş, 1207 yılında
Selçukluların eline geçmiştir. Bunu Tekelioğulları, Osmanlılar,
Karamanoğulları, sonra tekrar, Osmanlı egemenlikleri izlemiştir.

Tarihsel gelişim
Antalya, antik bölgelerden Kilikya’ nın batı kesimini, Pamfilya’ nın
güneydoğu ucunu ve doğu Likya’ yı içine almaktadır. Antalya Türkiye’ de
bugüne kadar bilinen en eski yerleşmelerin bulunduğu en önde gelen
illerimizden biridir.

Antalya’nın bilinen öyküsü Karain’le başlar. Antalya’ ya 20 km. uzaklıkta ve
Torosların Akdeniz’e bakan yamaçlarında yer alan mağara, 1946 yılından beri sürmekte olan araştırma ve kazılar sonrasında Antalya ilinde Paleolitik
yerleşmenin varlığını ortaya çıkartmış ve bölgenin tarihini İ.Ö. 220 bin
yılına kadar indirmiştir.

Bölgenin en önemli Prehistorik buluntularını içeren Karain mağarası
Paleolitik ve Neolitik, Beldibi mağarası da Mezolitik çağdan veriler
sunarken, Bademağacı Höyüğü’nde son kazılarda Cilalı taş çağı yerleşimlerine ve buluntuları ve yanı sıra insanın yerleşik hayata geçişinin ilk izlerine rastlanır. Bunlara Karataş, Semahöyük’te yapılan kazılarla elde edilen Erken Tunç çağı bulguları da eklenince, bölgede Paleolitik çağdan zamanımıza kadar kesintisiz bir uygarlığın varlığı belirlenir.


Antalya Bölgesi’nin erken tarihi, son buluntulardan önce karanlıktı.
Hititlerin çivi yazılı belgelerinde, adı geçen Ahhiyava ve Arzava
ülkelerinin Pamfilya olduğu bilim çevrelerinde artık daha yüksek sesle ileri
sürülmektedir. Son araştırmalar ve buluntuların yorumlanmasıyla karanlık
diye bilinen bu dönem de aydınlanmaya başlamıştır.

Konya’nın Yalburt’unda bir Hitit Hieroglafinde Patara’nın “Patar” biçiminde
geçmesi bu aydınlanmayı güçlendiren buluntulardır. Anlaşılıyor ki; Hititler,
“Lukka Ülkesi” diye adlandırdıkları Akdeniz sahiline kadar uzanmıştır.
İ.Ö. 14. ve 13. yüzyıllar, Miken kolonistlerinin en faal oldukları
dönemlerdir. Anadolu’nun batı ve güney bölgelerinde bazı yerleşmeler olduğu
halde, Antalya’ da henüz Miken kalıntılarına rastlanmamıştır.

Hitit imparatorluğunun yıkılmasının sebebi olan Deniz kavimleri göçü
sırasında bir kısım Akalıların bu bölgeye göç ettiklerinden Grek
efsanelerinde söz edilir. Truva savaşlarından sonra bazı Aka boyları,
Amphilokhos, Kalkhas ve Mopsos’ un idaresinde Pamfilya’ ya geldikleri;
Perge, Silyon, Aspendos ve Selge’ yi kurdukları söylenmekle birlikte son
bilimsel veriler bu kentleri yörenin yerli halkının kurduğunu
göstermektedir. Perge’nin Parha, Aspendos’ un Estvediis, Selge’ nin
Estlegiis, Silyon’un Selyuiis adlarından da bellidir bu.

Antalya sınırları içinde yerleşen Likyalı’ ların kökenleri tartışılmakla
birlikte, Hitit ve Mısır kaynaklarında (İ.Ö. 2000) Lukki veya Lukka adlı bir
kavimden bahsedilmektedir. Bu kavim, kendilerini “Termili” olarak adlandıran
Akdeniz kıyılarımızdaki güçlü komşuları Luvilere akrabalıkları ile bilinen
Likya ulusundan başkası değildir.

Grek Kolonizasyonu ve İskender’in Zaptı
İlk yerleşme hareketleri İ.Ö. 7. ve 8. yüzyıllarda Akdeniz kıyılarında
başlamıştır. Özellikle Batı Anadolu ve Yunanistan’ da bazı koloniler bu
harekette önderlik ederek, bazı kentleri egemenlikleri altına almışlar veya
yeni kentler kurmuşlardır.

Bu dönemde Pamfilya bölgesinde kurulan ilk Grek koloni kenti Faselis’ tir.
(İ.Ö. 690) Bu şehrin kuruluşunu Side takip etmiştir.
Herodot’ a göre Likya bölgesi, Lidya Kralı Kroissos’ un yenilmesi ile, İ.Ö.
547 yıllarında Pers kralı Kiros tarafından Pers topraklarına katılmıştır.
Böylece Pamfilya’ daki Side ve Aspendos gibi şehir devletleri, bir Pers
eyaleti haline getirilmiştir. Pers egemenliği sırasında Aspendos ve Side,
sikke basmaya kadar varan büyük bir özgürlüğe sahip olmuştur.

İskender’in Alışından Bizans Egemenliğine
M.Ö. 334’ de, Makedonya Kralı Büyük İskender, Likya’dan sonra Pamfilya
üzerine yürümüştür. Büyük iskender, Pamfilya’da, sahilde kurulan Perge,
Aspendos ve Side’ yi kolaylıkla zaptetmiş ise de, doğusu ve batısı dik
yamaçlı dağlara, kuzey ve güneyi çok dar bir vadiye açık, tek giriş yolu
bulunan Termesos’ u günlerce kuşatmış, bir sonuç alamayacağını anlayarak,
civardaki zeytinlikleri ve ormanıarı ateşe verip seferine devam etmiştir.
Bu devlet şehirlerin yönetiminde, İskender’in almasından sonra da, bir
değişiklik olmamıştır.

Pamfilya, İskender’in ölümünden İ.Ö. 2. yüzyıla kadar çeşitli krallıkların
egemenliğinde kalmış, bu tarihte, Roma senatosu kararıyla Bergama Krallığına
verilmiştir. Sonraları, Bergama Kralı II. Attolos, Bölgenin yarısına sahip
olduğu halde Side’yi alamamış, bir liman şehrine olan ihtiyacı için, kendi
adıyla anılan “Attaleia” yı (Antalya) kurmuştur.
Antalya’ nın kurulmasından sonra, İ.Ö. 167 yılında Kentler arasında kurulan
bir birlikle, egemenliğini Roma hakimiyetine kadar korumuştur.

Bizans Egemenliği
Hıristiyanlığın Anadolu’da hızla yayıldığı 5.-7. yüzyıllar boyunca Pamfilya
ve Likya, Bizans eyaleti olarak önemlerini korumuşlar, hatta 2. yüzyıldaki
parlak çağlarına yaklaşır derecede, imar görmüşlerdir. 7. yüzyılın
ortalarında Arapların sürekli yağma ve saldırıları her iki bölgeyi büyük
ölçüde zarara sokmuş, bu duruma engel olmak isteyen Bizanslılar, bölgeyi
korumak amacıyla özel bir donanma kurmuşlardır. Roma imparatorluğunun
bölgeye kesinlikle egemen olmasından sonra, stratejik yerler veya kentlerin
bazıları, ufak keşişlikler halinde Bizans egemenliği sırasında yaşamlarını
sürdürmüşlerdir.

Selçuklu Dönemi
1212 yılında, Antalya’nın yerli halkı isyan ederek yöneticileri öldürmüştür.
Bunun üzerine, Selçuklu Sultanı I. İzzeddin Keykavus (1211-1220) Antalya’nın
yeniden fethine karar vermiş ve 22 Aralık 1216’ da şehir Selçuklular’ın
eline geçmiştir.

Hıristiyan ve Müslümanların birlikte yaşama deneyimi başarısızlıkla
sonuçlanınca, güvenliğin sağlanması amacıyla şehir ikiye bölünmüştür.
Müslümanlarla, Hıristiyanların yaşadıkları mahalleleri birbirinden ayırmak
için bir iç sur yapılmış; Hıristiyanlar şehrin doğusuna, Müslümanlar
batısına yerleşmişlerdir. Kentin batısında Türk nüfusunun artmasıyla yeni
bir sura gerek duyulmuş, Selçuklu Sultanı I. Aladdin Keykubat döneminde
(1220-1237) 1225 yılında daha doğuda, denize doğru ikinci bir sur
yapılmıştır. Böylelikle şehir Selçuklu Sultanlarının kışlık merkezi haline
gelmiş, kışları çoğu zaman Antalya’ da ve 1223 yılında fethedilen Alanya’da
geçirmeye başlamışlardır.

Sonuç olarak, şehirde Müslüman ve Hıristiyanların bir arada yaşaması
başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Bu nedenle, şehir halkını birbirinden ayıran
koruyucu bir sur duvarı çekilmiştir. Hıristiyan nüfusun kalabalık olduğu
diğer bazı Selçuklu şehirlerinde de bu uygulamayı görmek mümkündür. Bu
uygulamalarda da istenen sonucu vermemiş olacak ki, on yıl geçmeden yeni bir
sur daha inşa edilmiş, yöneticiler için bir iç kale “Ahmedek” yapılmıştır.
Antalya çevresi Hamid Bey yönetimindeki Türkmen aşiretine verilmiştir. Hamed Bey’ in torunu Dündar Bey 14. yüzyılın başında Hamidoğlu Beyliği’ ni . kurmuştur. 1301 yılında Dündar Bey Antalya’yı fethetmiş, Hamidoglu Beyliği’ nin Antalya kolu bu tarihten 1389 yılına kadar varlığını sürdürmüştür. 1389 yılında Osmanlı sultanı Yıldırım Beyazıd tarafından fethedilen Antalya ve çevresi, Osmanlı topraklarına katılmıştır. Osmanlı döneminde Antalya surlarında fazla değişiklik yapılmamış, bazı kapılar açılmış, bazıları da onarılmıştır. 1914 yılından sonra sur içi önemini yitirmeye, surlar yıkılmaya başlamıştır. 1935-40 yıllarında ise kale, içinde oturan halkın sürekli şikayetleri üzerine ücret karşılığında yıktırılmıştır.Günümüzde surlardan geriye birkaç kule, Hadriyanus kapısı ve yat Limanını çevreleyen sur kalıntıları kalmıştır.
Selçuklu döneminde özellikle Alanya, büyük bir gelişme göstermiştir. Alaadin Keykubat zamanında Alanya’nın, Selçuklu hükümdarları’nın kışlığı olduğunu bilmekteyiz. Bu çağda imar faaliyetleri de yukarıda anlatıldığı gibi
Antalya, Alanya içinde, Antalya ve Alanya’yı Konya ve Beyşehir’e ve kıyıdan
Anamur ve Mut’a bağlayan yollar üzerinde devam etmiştir.

Osmanlı Dönemi
Selçukluların zayıflayıp yıkılması ile beylikler dönemi başlamıştır. Bu
dönemde Hamitoğulları beyliği egemenliği altında bulunan şehir, Antalya’ ya
yerleşen Tekelioğulları tarafından yönetilmektedir. 1389’ da Yıldırım
Beyazıd’ ın şehri almasından sonra Osmanlı yönetimine giren Antalya’yı I.
Dünya Savaşına kadar bir Osmanlı Sancağı olarak görmekteyiz. 1917-21
arasında İtalyanların işgalinde kalan şehir, 1921 yılında Cumhuriyet
Hükümeti’ne bağlanmıştır.

Kemer – Festivaller Ve Organizasyonlar

Gönderildi 15 Haziran 2011 Tarafından admin içinde Blog | Henüz Yorum Yok

Kemer yöresinde belediyeler tarafından organize edilen şenlik ve festivaller
dışında, Uluslar arası hale gelmiş iki organizasyon bulunmaktadır.
“Uluslararası su altı günleri” ile Kemer’in maviliklerine dalış yapabilir,
“Uluslararası Phaselis sanat etkinlikleri” ile de, tarihi bir mekanda,
klasik müziğin doyumsuz lezzetini tadabilirsiniz.

Her yıl Kemer Offshore yarışları Kemer merkezde gerçekleştirilmektedir. Aynı
zamanda her yıl tekrarlanan Dünya Rally yarışları ile tatil severler
uluslararası organizosyanları yakından izleme fırsatını da elde etmektedir.

Side Uluslararası Kültür ve Sanat Festivali

Gönderildi 15 Haziran 2011 Tarafından admin içinde Blog | Henüz Yorum Yok

Tarih ve doğanın görkemli bir bütünlük oluşturduğu bu muhteşem trizm
merkezinde ve bu merkezin kalbi konumundaki Side Antik Tiyatrosu’nda
gerçekleşen festival, bölgedeki tüm yerli ve yabancı sanat severler için bir
şölen atmosferinde yaşanıyır. Kültür Bakanlığı ve Side Belediyesi’nin
birlikte düzenledikleri Side Uluslararası Kültür ve Sanat Festivali, 15-30
Eylül tarihleri arasında Side Antik Tiyatrosu’nda gerçekleşiyor.
Festivalde klasik, çoksesli, tasavvuf ve latin müziğinden örnekler
sunularak, birbirinden renkli sahne ve tiyatro oyunları sergileniyor.

Gösterileri izleyen sanat severler, çeşitli sanatçı ve topluluklar,
konserler ve gösterilerle unutulmaz dakikalar yaşıyorlar. Bu organizasyon
ile çeşitli uluslardan toplumlar bir araya gelerek, kültürel, sanatsal
etkinliklerle kendi kültürlerene ve sanatlarını başka toplumlara tanıtma
fırsatı bulabiliyorlar. Festivalin uluslar arası olması, Side turizmine
olduğu kadar, ülke turizmine ve tanıtımına çok büyük katkılar sağlamaktadır.
Side ve civarında bulunan turizm tesislerinde konaklayan yerli ve yabancı
birçok sanat sever. ve yöre halkı, festivali büyük bir heyecan içinde
yaşıyorlar.

Diger Festival Ve Şenlikler
İbradı Üzüm Bayramı (2-3 Eylül)
Tel: 0 242 692 32 55
Akseki Ayran Festivali (28-29 Temmuz)
Tel: 0 242 688 30 02
İbradı Üzüm ve Balık Festivali (11-12 Ağustos)
Tel: 0 242 694 10 27
Boğazkent Caretta caretta ve kuş şenlikleri, Serik (Eylül)
Tel: 0 242 734 82 60
Manavgat Turizm Festivali  (23-27 Temmuz)
Tel: 0 242 746 24 02
Akpınar Yayla Şenlikleri, Taşkesiği Köyü (Temmuz)
Cevizli Ayran Festivali, Akseki (Ağustos’un ilk haftası)

Antalya Altın Portakal Film Festivali

Gönderildi 15 Haziran 2011 Tarafından admin içinde Blog | Henüz Yorum Yok

1950’li yıların ortalarında tarihi Aspendos Tiyatrosu’nda düzenlenmeye
başlayan konserler ve tiyatrolar Altın Portakal Film Festivali’ nin temel
taşını oluşturur.

Halkın yoğun ilgi gösterdiği ve her yıl yaz aylarında yapılan gösteriler
gelenekselleşir ve 60’lı yılların başına kadar bir şenlik havasında
süregelir. Şenlik sinemayı da bünyesinde alarak 1964 yılında “Antalya Altın
Portakal Film Festivali”ni ortaya çıkarır. Belediye Başkanı da seçilen Dr.
Avni Tolunay, yörenin simgesi olan portakalı Venüs heykeliyle birleştirir ve
Türkiye’nin Oscarları olarak adlandırılan heykelcik ortaya çıkar.
İlk yılda bir sinema şenliği atmosferinde geçen festivale ilgi gerçekten çok
büyük olmuştur. Festivalin organizatörü konumundaki Antalya Belediye Başkanı
Dr. Avni TOLUNAY, ilk yılda halkın ilgisinden aldığı güçle festivalin
gelenekselleşeceğini ve bir bayrak yarışı gibi bu organizasyonun sonsuza
kadar süreceğini ilan eder ve festivalin özdeki misyonunu “ Türk sinema
sektörünü maddi manevi desteklemek, Türk film yapımcısını nitelikli yapıtlar
üretmeye teşvik ederek; Türk Sineması’nın uluslararası platforma açılmasına
zemin hazırlamak” olarak belirler. Bu ilke ile doğan Antalya Altın Portakal
Film Festivali kapsamında gerçekleşen Altın Portakal Ulusal Uzun Metraj Film
Yarışması’nın kısa sürede gösterdiği performans, sinema dünyasında yarattığı
heyecan ile Türkiye’nin OSCAR’ı ünvanını alır.

Festival 1978 yılında Plastik Sanatları da bünyesine alarak, bu dalda
uluslararası olarak gerçekleştirilir.

1985 yılına kadar Antalya Belediyesi önderliğinde gerçekleşen Festival o
yıl,dönemin Belediye Başkanı Yener ULUSOY öncülüğünde kurulan Antalya Kültür
Sanat Turizm Vakfı (AKSAV) tarafından organize edilmeye başlar. 1985
yılında festivale Akdeniz Akdeniz adlı Uluslararası Müzik Yarışmasını da
ekleyerek yeni bir boyut katan Yener ULUSOY, Akdeniz Ülkelerini kapsayan bu
yarışmayı 1985 – 1988 yılları arasında Altın Portakal Film Festivali ile
birlikte gerçekleştirir.

1995 yılında belediye önderliğinde kurulan Altın Portakal Kültür ve Sanat
Vakfı ile kurumsal bir yapıya kavuşan festivalde, 1995 yılında düzenlenen
ilk uluslararası etkinlikle 1.Uluslararası Altın Portakal Kısa Film / Video
yarışması nı gerçekleştirir. Bu yıl 9.su organize edilecek olan Uluslararası
Kısa Film/Video Yarışması, Altın Portakal Uzun Metraj Film yarışması ile
birlikte Festivalin en temel iki bölümünü oluşturmaktadır.

Bu yıl 01– 05 Ekim 2004 tarihleri arasında 41. sı gerçekleşecek olan Antalya
Altın Portakal Film Festivali; Türkiye’nin 41 yıldır aralıksız süregelen tek
Film Festivalidir. Festival kapsamında düzenlenen Ulusal Film Yarışması
Türkiye’nin “Sinema Oscar”ları olarak anılmaktadır.

Alanya Belediyesi Kültür Merkezi

Gönderildi 15 Haziran 2011 Tarafından admin içinde Blog | Henüz Yorum Yok

Dış yapısıyla antik çağlardan kalan bir yapıyı andıran kültür merkezinde bir
kapalı sergi salonu, bir toplantı ve tiyatro salonu, uluslararası bir kongre


ve toplantı salonu ve bir anfi-tiyatro bulunuyor. 1,5 trilyona mal olan
kültür merkezi 3 kattan oluşuyor. Alanya Belediyesi Kültür, Sanat ve Turizm
Vakfı’yla organize çalışıyor. Merkezde vakıf tarafından ud, keman, bale,
halk oyunları, modern dans, tiyatro, resim ve elişi kursları veriliyor.
Alanya Belediye Konservatuarı da merkezde hizmet vermektedir.

Adres: İsmet Hilme Balcı Caddesi No:4
Tel: 0 242 513 21 33

Festival, Şenlikler, Organizasyonlar

ALANYA TURİZM VE SANAT ŞENLİĞİ
Tarih: 4 – 9 Haziran
İlk Başlama Yılı: 2001
Tel: 0 242 513 12 38

ALANYA ULUSLARARASI TRİATLONU
Tarih: 23 Ekim
İlk Başlama Yılı: 1991
Düzenleyen: Alanya Belediyesi Altid, Attk
Tel: 0 242 513 12 38

ALANYA ULUSLARARASI
KÜLTÜR SANAT FESTİVALİ
Tarih: 3-4-5 Ekim
İlk Başlama Yılı: 1995
Düzenleyen: Alanya Belediyesi,
Kültür Sanat Vakfı
Tel: 0 242 513 21 33

ALANYA ULUSLARARASI
SOKAK HENTBOLU
Tarih: 9-12 Temmuz
İlk Başlama Yılı: 1995
Düzenleyen: Alanya Belediyesi,
Altid, Aksed
Tel: 0 242 513 12 38

ALANYA HALK TRİATLONU
Tarih: 28 Haziran
İlk Başlama Yılı: 1992
Düzenleyen: Alanya Belediyesi,
Altid, Attk
Tel: 0 242 513 12 38

ATATÜRK’ÜN ALANYA’YA GELİŞİ
Tarih: 18 Şubat
İlk Başlama Yılı: 1981

Sayfa 1 - Toplam 2 Sayfa12››

Aspendos Uluslararası Opera ve Bale Festivali

Tarafından admin de 15 Haziran 2011 - 0 Yorumlar

Türkiye’de en iyi korunmuş Roma amfi tiyatrosu olan ve daha sonra (13. yy.da) Selçuklu Sarayı olarak kullanılan Aspendos tiyatrosunun insan yapımı mu...

Alanya Turizm Ve Sanat Festivali

Tarafından admin de 15 Haziran 2011 - 0 Yorumlar

[gallery] Alanya’da gerçekleşen en önemli etkinliklerden biri olan Turizm ve Sanat Festivali, Alanya yerlileri için büyük bir panayır havasında ge...

Alanya Belediyesi Kültür Merkezi

Tarafından admin de 15 Haziran 2011 - 0 Yorumlar

Dış yapısıyla antik çağlardan kalan bir yapıyı andıran kültür merkezinde bir kapalı sergi salonu, bir toplantı ve tiyatro salonu, uluslararası bi...

Antalya Altın Portakal Film Festivali

Tarafından admin de 15 Haziran 2011 - 0 Yorumlar

[gallery] 1950’li yıların ortalarında tarihi Aspendos Tiyatrosu’nda düzenlenmeye başlayan konserler ve tiyatrolar Altın Portakal Film Festivali’...

Side Uluslararası Kültür ve Sanat Festivali

Tarafından admin de 15 Haziran 2011 - 0 Yorumlar

[gallery] Tarih ve doğanın görkemli bir bütünlük oluşturduğu bu muhteşem trizm merkezinde ve bu merkezin kalbi konumundaki Side Antik Tiyatrosu’n...

Kategoriler

  • Kategori yok