Gönderildi 15 Haziran 2011 Tarafından admin içinde Blog | Henüz Yorum Yok
Antalya adını kurucusu, Bergama Kralı II. Attalos’dan alır. Attalos’a atfen
Attalia adını alan kente Türkler önce Adalya daha sonra da Antalya adını
verirler.
Yapılan arkeolojik kazılarla Antalya ve bölgesinde günümüzde 40 bin yıl önceinsanların yaşadığı kanıtlanmıştır. Antalya’nın 27 km. kuzeybatısında,Yağcılar sınırları içindeki Karain Mağarasında bulunan kalıntılarPaleolitik, Mezolitik, Neolitik ve bronz çağlarına aittir.
M.Ö. 2000 yılından bu yana bölge, sırası ile Hitit, Pamphylia, Lykia,
Kilikya gibi kent devletleri, Pers, İskender, Antigonos, Ptolemais, Selevko,
Bergama Krallığı egemenliklerini tanımıştır. M.S. 7. yüzyıldan sonra bölge
Selçuklular ile Bizanslılar arasında sık sık el değiştirmiş, 1207 yılında
Selçukluların eline geçmiştir. Bunu Tekelioğulları, Osmanlılar,
Karamanoğulları, sonra tekrar, Osmanlı egemenlikleri izlemiştir.
Tarihsel gelişim
Antalya, antik bölgelerden Kilikya’ nın batı kesimini, Pamfilya’ nın
güneydoğu ucunu ve doğu Likya’ yı içine almaktadır. Antalya Türkiye’ de
bugüne kadar bilinen en eski yerleşmelerin bulunduğu en önde gelen
illerimizden biridir.
Antalya’nın bilinen öyküsü Karain’le başlar. Antalya’ ya 20 km. uzaklıkta ve
Torosların Akdeniz’e bakan yamaçlarında yer alan mağara, 1946 yılından beri sürmekte olan araştırma ve kazılar sonrasında Antalya ilinde Paleolitik
yerleşmenin varlığını ortaya çıkartmış ve bölgenin tarihini İ.Ö. 220 bin
yılına kadar indirmiştir.
Bölgenin en önemli Prehistorik buluntularını içeren Karain mağarası
Paleolitik ve Neolitik, Beldibi mağarası da Mezolitik çağdan veriler
sunarken, Bademağacı Höyüğü’nde son kazılarda Cilalı taş çağı yerleşimlerine ve buluntuları ve yanı sıra insanın yerleşik hayata geçişinin ilk izlerine rastlanır. Bunlara Karataş, Semahöyük’te yapılan kazılarla elde edilen Erken Tunç çağı bulguları da eklenince, bölgede Paleolitik çağdan zamanımıza kadar kesintisiz bir uygarlığın varlığı belirlenir.
Antalya Bölgesi’nin erken tarihi, son buluntulardan önce karanlıktı.
Hititlerin çivi yazılı belgelerinde, adı geçen Ahhiyava ve Arzava
ülkelerinin Pamfilya olduğu bilim çevrelerinde artık daha yüksek sesle ileri
sürülmektedir. Son araştırmalar ve buluntuların yorumlanmasıyla karanlık
diye bilinen bu dönem de aydınlanmaya başlamıştır.
Konya’nın Yalburt’unda bir Hitit Hieroglafinde Patara’nın “Patar” biçiminde
geçmesi bu aydınlanmayı güçlendiren buluntulardır. Anlaşılıyor ki; Hititler,
“Lukka Ülkesi” diye adlandırdıkları Akdeniz sahiline kadar uzanmıştır.
İ.Ö. 14. ve 13. yüzyıllar, Miken kolonistlerinin en faal oldukları
dönemlerdir. Anadolu’nun batı ve güney bölgelerinde bazı yerleşmeler olduğu
halde, Antalya’ da henüz Miken kalıntılarına rastlanmamıştır.
Hitit imparatorluğunun yıkılmasının sebebi olan Deniz kavimleri göçü
sırasında bir kısım Akalıların bu bölgeye göç ettiklerinden Grek
efsanelerinde söz edilir. Truva savaşlarından sonra bazı Aka boyları,
Amphilokhos, Kalkhas ve Mopsos’ un idaresinde Pamfilya’ ya geldikleri;
Perge, Silyon, Aspendos ve Selge’ yi kurdukları söylenmekle birlikte son
bilimsel veriler bu kentleri yörenin yerli halkının kurduğunu
göstermektedir. Perge’nin Parha, Aspendos’ un Estvediis, Selge’ nin
Estlegiis, Silyon’un Selyuiis adlarından da bellidir bu.
Antalya sınırları içinde yerleşen Likyalı’ ların kökenleri tartışılmakla
birlikte, Hitit ve Mısır kaynaklarında (İ.Ö. 2000) Lukki veya Lukka adlı bir
kavimden bahsedilmektedir. Bu kavim, kendilerini “Termili” olarak adlandıran
Akdeniz kıyılarımızdaki güçlü komşuları Luvilere akrabalıkları ile bilinen
Likya ulusundan başkası değildir.
Grek Kolonizasyonu ve İskender’in Zaptı
İlk yerleşme hareketleri İ.Ö. 7. ve 8. yüzyıllarda Akdeniz kıyılarında
başlamıştır. Özellikle Batı Anadolu ve Yunanistan’ da bazı koloniler bu
harekette önderlik ederek, bazı kentleri egemenlikleri altına almışlar veya
yeni kentler kurmuşlardır.
Bu dönemde Pamfilya bölgesinde kurulan ilk Grek koloni kenti Faselis’ tir.
(İ.Ö. 690) Bu şehrin kuruluşunu Side takip etmiştir.
Herodot’ a göre Likya bölgesi, Lidya Kralı Kroissos’ un yenilmesi ile, İ.Ö.
547 yıllarında Pers kralı Kiros tarafından Pers topraklarına katılmıştır.
Böylece Pamfilya’ daki Side ve Aspendos gibi şehir devletleri, bir Pers
eyaleti haline getirilmiştir. Pers egemenliği sırasında Aspendos ve Side,
sikke basmaya kadar varan büyük bir özgürlüğe sahip olmuştur.
İskender’in Alışından Bizans Egemenliğine
M.Ö. 334’ de, Makedonya Kralı Büyük İskender, Likya’dan sonra Pamfilya
üzerine yürümüştür. Büyük iskender, Pamfilya’da, sahilde kurulan Perge,
Aspendos ve Side’ yi kolaylıkla zaptetmiş ise de, doğusu ve batısı dik
yamaçlı dağlara, kuzey ve güneyi çok dar bir vadiye açık, tek giriş yolu
bulunan Termesos’ u günlerce kuşatmış, bir sonuç alamayacağını anlayarak,
civardaki zeytinlikleri ve ormanıarı ateşe verip seferine devam etmiştir.
Bu devlet şehirlerin yönetiminde, İskender’in almasından sonra da, bir
değişiklik olmamıştır.
Pamfilya, İskender’in ölümünden İ.Ö. 2. yüzyıla kadar çeşitli krallıkların
egemenliğinde kalmış, bu tarihte, Roma senatosu kararıyla Bergama Krallığına
verilmiştir. Sonraları, Bergama Kralı II. Attolos, Bölgenin yarısına sahip
olduğu halde Side’yi alamamış, bir liman şehrine olan ihtiyacı için, kendi
adıyla anılan “Attaleia” yı (Antalya) kurmuştur.
Antalya’ nın kurulmasından sonra, İ.Ö. 167 yılında Kentler arasında kurulan
bir birlikle, egemenliğini Roma hakimiyetine kadar korumuştur.
Bizans Egemenliği
Hıristiyanlığın Anadolu’da hızla yayıldığı 5.-7. yüzyıllar boyunca Pamfilya
ve Likya, Bizans eyaleti olarak önemlerini korumuşlar, hatta 2. yüzyıldaki
parlak çağlarına yaklaşır derecede, imar görmüşlerdir. 7. yüzyılın
ortalarında Arapların sürekli yağma ve saldırıları her iki bölgeyi büyük
ölçüde zarara sokmuş, bu duruma engel olmak isteyen Bizanslılar, bölgeyi
korumak amacıyla özel bir donanma kurmuşlardır. Roma imparatorluğunun
bölgeye kesinlikle egemen olmasından sonra, stratejik yerler veya kentlerin
bazıları, ufak keşişlikler halinde Bizans egemenliği sırasında yaşamlarını
sürdürmüşlerdir.
Selçuklu Dönemi
1212 yılında, Antalya’nın yerli halkı isyan ederek yöneticileri öldürmüştür.
Bunun üzerine, Selçuklu Sultanı I. İzzeddin Keykavus (1211-1220) Antalya’nın
yeniden fethine karar vermiş ve 22 Aralık 1216’ da şehir Selçuklular’ın
eline geçmiştir.
Hıristiyan ve Müslümanların birlikte yaşama deneyimi başarısızlıkla
sonuçlanınca, güvenliğin sağlanması amacıyla şehir ikiye bölünmüştür.
Müslümanlarla, Hıristiyanların yaşadıkları mahalleleri birbirinden ayırmak
için bir iç sur yapılmış; Hıristiyanlar şehrin doğusuna, Müslümanlar
batısına yerleşmişlerdir. Kentin batısında Türk nüfusunun artmasıyla yeni
bir sura gerek duyulmuş, Selçuklu Sultanı I. Aladdin Keykubat döneminde
(1220-1237) 1225 yılında daha doğuda, denize doğru ikinci bir sur
yapılmıştır. Böylelikle şehir Selçuklu Sultanlarının kışlık merkezi haline
gelmiş, kışları çoğu zaman Antalya’ da ve 1223 yılında fethedilen Alanya’da
geçirmeye başlamışlardır.
Sonuç olarak, şehirde Müslüman ve Hıristiyanların bir arada yaşaması
başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Bu nedenle, şehir halkını birbirinden ayıran
koruyucu bir sur duvarı çekilmiştir. Hıristiyan nüfusun kalabalık olduğu
diğer bazı Selçuklu şehirlerinde de bu uygulamayı görmek mümkündür. Bu
uygulamalarda da istenen sonucu vermemiş olacak ki, on yıl geçmeden yeni bir
sur daha inşa edilmiş, yöneticiler için bir iç kale “Ahmedek” yapılmıştır.
Antalya çevresi Hamid Bey yönetimindeki Türkmen aşiretine verilmiştir. Hamed Bey’ in torunu Dündar Bey 14. yüzyılın başında Hamidoğlu Beyliği’ ni . kurmuştur. 1301 yılında Dündar Bey Antalya’yı fethetmiş, Hamidoglu Beyliği’ nin Antalya kolu bu tarihten 1389 yılına kadar varlığını sürdürmüştür. 1389 yılında Osmanlı sultanı Yıldırım Beyazıd tarafından fethedilen Antalya ve çevresi, Osmanlı topraklarına katılmıştır. Osmanlı döneminde Antalya surlarında fazla değişiklik yapılmamış, bazı kapılar açılmış, bazıları da onarılmıştır. 1914 yılından sonra sur içi önemini yitirmeye, surlar yıkılmaya başlamıştır. 1935-40 yıllarında ise kale, içinde oturan halkın sürekli şikayetleri üzerine ücret karşılığında yıktırılmıştır.Günümüzde surlardan geriye birkaç kule, Hadriyanus kapısı ve yat Limanını çevreleyen sur kalıntıları kalmıştır.
Selçuklu döneminde özellikle Alanya, büyük bir gelişme göstermiştir. Alaadin Keykubat zamanında Alanya’nın, Selçuklu hükümdarları’nın kışlığı olduğunu bilmekteyiz. Bu çağda imar faaliyetleri de yukarıda anlatıldığı gibi
Antalya, Alanya içinde, Antalya ve Alanya’yı Konya ve Beyşehir’e ve kıyıdan
Anamur ve Mut’a bağlayan yollar üzerinde devam etmiştir.
Osmanlı Dönemi
Selçukluların zayıflayıp yıkılması ile beylikler dönemi başlamıştır. Bu
dönemde Hamitoğulları beyliği egemenliği altında bulunan şehir, Antalya’ ya
yerleşen Tekelioğulları tarafından yönetilmektedir. 1389’ da Yıldırım
Beyazıd’ ın şehri almasından sonra Osmanlı yönetimine giren Antalya’yı I.
Dünya Savaşına kadar bir Osmanlı Sancağı olarak görmekteyiz. 1917-21
arasında İtalyanların işgalinde kalan şehir, 1921 yılında Cumhuriyet
Hükümeti’ne bağlanmıştır.